SEFALET HARÇLIĞI GİBİ EMEKLİ MAAŞI TOPLUMSAL ÇÖKÜŞÜNÜ HIZLANDIRIR

Tenceresi kaynamayan milyonlarca insan sadece boş polemiklerle gerçekten doyabilir mi?

Hükümete yakın anket şirketleri bile gerçeği gizleyemiyor. Toplumun %60’ı artık net şekilde erken seçim istiyor ve sadece somut çözümler bekliyor. Çünkü gerçekler gün gibi ortada duruyor.

İktidarın kendi yarattığı ekonomik enkazı hala başkalarına fatura etme gayreti halkın zekasıyla alay etmektir. Siyasetin karşılıklı suçlama tiyatrosu tenceredeki boşluğu doldurmaya yetmediği için sabır artık tükenme noktasına geldi. Sorumluluktan kaçan her açıklama hükümete ve siyasete olan güveni biraz daha bitiriyor.

Emekli Trajedisi ve Sosyal Ölüm Sınırı

Emeklilerin en savunmasız kesim haline getirilmesi devlet ciddiyetiyle asla bağdaşmıyor. Otuz bin liralık açlık sınırı gerçeği varken 20 bin lirayla yaşamak imkansızdır. Emekli aylığıyla kira ödemeye çalışan insanların trajedisi ülkenin en büyük gerçeğidir. Maaşların açıkça harçlık seviyesine inmesi demektir.

Milyonlarca insanı sosyal ölüme terk etmek toplumsal öfkeyi daha fazla tetikliyor. Vatandaşın cebindeki paranın pul olması karşısında hükümetin sergilediği profesyonel rahatlık halkın erken seçim taleplerini haklı kılıyor. Görünen o ki, emekliyi ve işçiyi siyasi malzeme yapanlar sandık günü geldiğinde ağır vebalin altında kalacaktır.

Siyasetin Suçlama Tiyatrosu ve Acziyeti

Siyasetçilerin birbirine çamur atması artık bıkkınlık
veriyor. İktidarın muhalefet partili belediyeleri suçlayan dili halk nezdinde inandırıcılığını tamamen yitirdi. Hatta muhalefetin emeklileri hükümete karşı kışkırtma iddiası ve asgari ücret maaşı veriyorlar diiası ise trajikomik tiyatroya dönüştü. Çünkü asgari ücreti ve emekli maaşlarını belirleyen hükümettir. Bu durumda muhalif belediyeleri hedef alan açıklamalar aslında acziyetin itirafı olarak kayıtlara geçiyor.

İktidarın kendi hatalarını gizlemek için kullandığı sert üslup sadece kutuplaşmayı artırıyor. Gerçek çözüm üretmek yerine laf kalabalığı yapmak devleti yönetme ciddiyetinden uzaktır. Kimse mevcut gürültü kirliliğine inanmıyor. Peki adaletsiz düzenin içinde halkın sesini gerçekten duyan yetkili var mı?

Milli Güvenlik Sorunu Olarak Sefalet

Ekonomik sefaleti belediyelerin üzerine yıkma çabası devletin çözüm üretme kabiliyetindeki zafiyeti kanıtlıyor. Ülkeyi yönetenlerin sorumluluktan kaçması milli güvenlik açısından ciddi riskler barındırıyor. Geçim derdi artık sadece cüzdan meselesi değil beka sorunudur. Milli güvenlik boyutuna ulaşan kriz güveni bitiriyor.

Devletin asli görevi vatandaşına onurlu yaşam sunmaktır. Siyasetin ahlaki zeminden kayması halkın vicdanında derin yaralar açıyor. Emeklinin hakkını korumak yerine suçlu arayan dil toplumsal barışı temelinden sarsıyor. Coğrafyamızda yoksulluk artık kronik hastalık halini aldı ve yayılıyor.

Sınıf Çatışması ve Adalet Eksikliği

Vatandaşların zenginleşen azgın azınlığın karşısında eriyen maaşlarıyla hayatta kalma mücadelesi verirken, halkın cebindeki son kuruşa göz diken sistem kendi lüksünden asla taviz vermiyor. Bunlarla birlikte adalet ve liyakat yerini kayırmacılığa bıraktığında çöküş kaçınılmaz olur. Sorumluluğun adresi konusunda vatandaşın kafası hükümet olduğu konusunda net.

Ülkeyi yöneten hükümetin içine düştüğü profesyonel rahatlık toplumsal patlamanın fitilini ateşliyor. Kimse başkasını suçlayarak ağır ekonomik yıkımdan kurtulamaz. Gerçekler rakamlardan çok daha serttir. Halk artık somut adımlar bekliyorken, adaletsiz düzenin değişmesi için daha ne kadar ağır bedel ödenmesi gerekiyor?

Vicdan Muhasebesi ve Sandık Vebali

Halkın ve garip gürebanın sokak röportajlarında “yalan söylemeyin” diyerek yükselttiği ses aslında hem hükümete oy verdiği için vicdan muhasebesi hem de hükümete son uyarısıdır. Vatandaşın tenceresi kaynamazken saraylarda yapılan hesaplar sokakta karşılık bulmuyor. Harçlık seviyesindeki maaşlarla yaşam savaşı veren milyonlar için tartışmalar anlamsızdır. İktidarın direnç noktaları hızla kırılırken halkın sabrı da bir daha geri gelmemek üzere tamamen tükenmiştir.

Gerçek çözüm dedikodular üretmek ve avazı çıktığı bağırmak değil halkın cebini yeniden doldurmaktır.

Artık boş vaatler kimsenin karnını doyurmaya yetmiyor. Seçim talebi sadece siyasi veya ideolojik istek değil hayatta kalma mücadelesinin sonucudur.

SADİ ÖZGÜL
Emekli

image