Mardin’in taş duvarları arasında yankılanan, sadakatin ve kırık bir çocuk kalbinin en hüzünlü hikayesidir bu...
Ammo Bahe’nin hikayesi.
Henüz kundakta bir bebekken, açıkta kalan yüzüne ve gözüne yırtıcı bir kuşun (bazı anlatılarda bir horozun) saldırmasıyla başlar onun trajedisi.
Bu acı olay, Bahe’nin bir gözünü tamamen kör etmekle kalmaz, zihninde de ömür boyu taşıyacağı o çocuksu saflığın, o masum hasarın sebebi olur.
Babasını erken yaşta kaybedince, annesi Vedia Hanım üç çocuğuyla yapayalnız kalır.
Çaresizlik ve yoksulluk bükünce belini, daha güvenli bir yaşam ümidiyle Suriye’ye göç etmeye karar verir.
Ancak en zayıfları, bakıma en muhtaç olanı olan küçük Bahe’yi bu zorlu göç yoluna dayanamaz diye Deyrulzafaran Manastırı’nın rahiplerine emanet eder.
Giderken kulağına fısıldadığı o son söz, Bahe’nin sonraki 70 yılına yön verecektir: “Burada bekle Bahe, geri dönüp seni alacağım.”
İşte o günden sonra zaman, Deyrulzafaran’da Bahe için adeta durur. Manastır sakinleri ona sevgiyle kucak açar, o da oranın bir parçası olur. Yıllarca manastırın bahçe işlerini yapar, çiçekleri sular, çan çalar, her köşesine emek verir.
Ama gözü hep o büyük kapıdadır. Kapı her gıcırdadığında, içeri her kadın girdiğinde, “Annem geldi!” diyerek o çocuksu saflığıyla kapıya koşar.
Yıllar sonra annesi bir kez manastıra uğrayıp, “Bavulunu hazırla, haftaya gelip alacağım” diyerek tekrar gitse de, o vaat edilen “hafta” hiçbir zaman gelmez.
Bahe, tek göz odasında, bavulu kapının önünde hazır bir şekilde tam 70 yıl boyunca o kapıyı gözler.
2014 yılında bu dünyadan göçüp gittiğinde, ardında sadece hüzünlü bir bekleyiş değil; insan kalbinin ne kadar büyük bir umutla ve sadakatle sevebileceğinin kanıtını bıraktı.
Yolunuz bir gün Deyrulzafaran’a düşerse, bahçedeki çiçeklere iyi bakın; çünkü her birinde 70 yıllık bir çocukluk özlemi, her rüzgarda ise “Geleceğim Bahe” diyen o annenin hiç tutulmayan sözü gizli...
#bahe #gerçekhikayeler #mardi̇n #annesevgisi #biliyormuydu